Ana içeriğe atla

Müzikler ve Tinim

Müzikler beni içine o kadar çok çekiyor ki bazen, hayattan tad alamamaya kadar varıyor bu... Sanki her detayında her notasında bir anlam veya bir şeyler anlatıyor bana. Bu güzel bir şey mi kötü mü çözemiyorum. Hayatın darlayıcı akışından bir nebze olsun kurtuluyorum fakat bazen o kadar derin hisler içerisine düşüyorum ki müzikler bile dert yüklüyor bedenime. Ağırlaşmış ve genelleşmiş sistemlerde bir hiç olduğumu vurguluyorlar.

Korkuyorum, gerçekten korkuyorum... Ne yapacağım? Beni neler bekliyor? Bilemiyorum. Her şeye rağmen ne bu çaba ne bu istek, hoş olan yaşamak mı yoksa yaşamı aramak mı? 

Yaşamı ararken keşfedilen aşk mı? Yoksa aldatmaca mı? Hepsine cevap arıyor insan, ben. İşte müzikler bana bunları anlatıyor sanki. Ruhum tatmin oluyor dinlerken. Her ne kadar huzurlu kalmaya çalışsamda izin vermiyorlar... Hayatımda bir şeyler eksik...

Gece geliyor, müziklerin tarzları değişiyor... Konu hüzün. Evet, dinledikçe daralıyorum ama ruhum buna ihtiyaç duyuyor gibi. Ruhunda bir haykırışa ihtiyacı var ve bunu müziklerle yapıyor. Ben buna inanıyorum. 

Bazen aniden gelen çekip gitme isteğini maddi yetersizlikler bastırıyor. Sonunda iyice daralıyor insan. Ruh her ne kadar sakin görünsede beden yıpranıyor... Sonunda yaklaşıyor ölüm... Tininin sesini duyduğun zaman hayatının yeni bir başlangıcına merhaba de. Korkma sakın çünkü belirsizliklerle dolu fani hayatında nasıl korkmuyorsan yeni bir belirsizlik seni hiç korkutmamalı. Belki yaşamı orada arayacaksın ve huzuru orada bulacaksın. 

Sakın yanlış anlamayın ölmek güzeldir demiyorum. Ama bu dünyada yeteri kadar huzurlu olamayan insanlar kafalarında Tanrı'nın bir ödül vereceğine kendini inandırdı. Bende onlardan biriyim. Ve Tanrı eğer beni orada da huzuru bulmama yardımcı olmazsa o zaman küserim Tanrı'ya, tıpkı bu yaşamımda olduğu gibi...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Olumsuzun olumluya etkisi

İnsanoğlu var olduğundan beridir fikir ayrılmalarına düşmüştür, basit olarak iyi ve kötü kavramı oluşmuş bazı şeylerin yapılması yasaklanmıştır. Fakat her sistemin içinde sadece iyiler veya sadece kötüler bulunmaz. Kaos ortamında bile kimileri kendine güzel bir pay çıkarabiliyor. Örnek vermek gerekirse bu zamanlardan çokta uzaklaşmaya gerek yok aslında. COVID-19 virüsü insanları derinden etkileyen, 2020 yılını insanoğluna zehir eden bu virüs, doğaya ve hayvanlara olumlu bir etki bıraktı. İnsanoğlunun katletmeye başladığı doğa artık bize durma vaktinin geldiğini gösteriyor. Yabani hayvanlar kendine ait olan yerlere, şehir merkezlerine kadar geldiler. Bu olay sadece kara ile sınırlıda değil. Geçen gün gördüğüm bir videoda deniz trafiğinin azaldığı İstanbul Boğazın'da Galata Kulesi'ne kadar yunus balıklarının yaklaştığını gördüm. Bu o kadar güzel bir olay ki insan hayran olmuyor değil. Bizler ne kadar kötü olaylar yaşasakta bunların birilerine olumlu dönüşleri oluyor. Bir

Neden ölüyoruz?

İnsanlar, hayvanlar, duygular neden ölüyor? Ölüm aslında bir son değil mi? sorularını cevaplamakla başlayalım isterseniz. Vereceğim cevaplar bir kesinlik veya doğruluk içermez, tamamı ile benim düşüncelerimdir. Bizler ölüyoruz çünkü yaşanılacak fani yaşamımız bizi yormuştur. Beden ebediyen uyumak ister, gözlerini son kez kapatıp hayatı görmek istemez insan, yaptıklarını ruhu kaldırsa dahi bedeni çok yorulmuştur o insanoğlunun. Son kez bir sessizlik ister ve gider. Hayvanlar ölüyor çünkü bizler gibidirler, yoruluyorlar, değişim onları zorluyor, bizler onları bir özgürlüklerinden mahrum ediyoruz diye ölüyorlar. Son kez nefesini vererek onlarda uçup gidiyor bu fani yaşamdan.  Doğa ölüyor çünkü onu biz mahvediyoruz. Bize kucağını açan bu eşsiz güzelliği arkasından bıçaklıyoruz. Bize kendi ürünlerini sunan ağaçları, biz öldürüyoruz. Fani emellerimiz için. Bizimle birlikte yok olacak eserlerimiz için. Güzel olan her şeye düşman olmaya başladık çünkü ölüyoruz. Bizler umursamaz oluyoruz çünkü

Geçmişe Mektup

Bu yazdıklarım geçmişe armağan olsun. Bir hiçliğe uzanacak cevapsız kalacak geçmişe. Anlatmak istiyorum her şeyi, mum ışığının aydınlatmaya çalıştığı bir dağ evinin karanlık odasında bulunan o camın ardında oturarak. Aceleye hiç gerek yok nasıl olsa bir yere yetişmeye çalışmıyorum, sakinim, sadece dışarıyı izliyorum ve elim kağıda varıyor. Evet, hissediyorum gerçekten hissediyorum bir şeyler karalıyor elim, bir şeyler yazıyor kalemim ama kağıda bakmıyorum. Bakamam ne hissediyorsam o, anlamlı şeyler çıkmayacak belki, sadece yazıyorum. Ah bir şeyi unutuyordum, çayım... Çayım olmazsa olmaz, o benim kadim dostum belki de sırdaşım. Ruhumun demlenmesini ona borçluyum, bana çok örnekler sundu ve buna minnettarım. Bir tiryakiyim, bu çaya mı aşka mı bilmiyorum. Sevgili , Bu mektup sana, özlemin o kadar arttı ki bu bedende ruhum şifa eylemez oldu bana. Kendimi kapadım bu ıssız yapıya. Yabancı oldu bu diyarlar. Rüzgarın estiği yerde olmak istiyorum, sürüklenmek. Olgunlaşmış belki de ölmeye başlay