Ana içeriğe atla

VIP Namaz mı?


Corona salgınının ortaya çıkması ve ülkemize giriş yapması uzun sürmedi. Hal böyle olunca yasaklar, kısıtlamalar ard arda geldi. Bu yasaklar kimi kesimi kızdırsada bunlar gerekli birer önlem. 65 yaş dışarı çıkma yasağı, camilerin kapatılması bir hayli gündem oldu. Bazı bağnaz insanlar halen daha namaz kılmak için camilere gitmeye çalışıyor kapılar kapalı olunca hemen bir isyanda bulunuyor.

Unutmayalım ki bu yasak ve kısıtlamalar keyfi bir uygulama olmadığından son derece önemli birer kurallardır. Ama görüyoruz ki insanları buna uymaya teşvik etmek gerekirken. Gündeme bir anda diyanet işleri başkanlığının seçili kişiler ile cuma namazı kılması geliyor.

Kendi koydukları kurala kendileri uymuyor iken diğer insanların uyumasını beklemeyeceksiniz. Siz öncü olmanız gerekiyor iken böyle bir duruma yeltenmek kimi kitleleri galeyana getirebilecek türden bir aktivite oluyor. VIP Namaz işi hem gereksiz hemde devletin koyduğu yasayı çiğnemektir. Aralarda mesafe konularak kılınacak olması tehlikenin sıfır noktasına ineceği anlamını taşımıyor. Sizden ricamız bu günlerde Devletimizin koymuş olduğu kurallara özenle uymanız. Bu herkes için geçerli bir durum. Mevki veya rütbe farketmez. 

Bu günlerin ardından hiçbir şey eskisi gibi olmayacaktır. Kendiniz bu krizi fırsata çevirin. Kitap okuyun, Tarihi belgeseller izleyin, bilimsel makaleler okuyun en önemlisi ise bir dil öğrenin. Sağlıcakla...

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Olumsuzun olumluya etkisi

İnsanoğlu var olduğundan beridir fikir ayrılmalarına düşmüştür, basit olarak iyi ve kötü kavramı oluşmuş bazı şeylerin yapılması yasaklanmıştır. Fakat her sistemin içinde sadece iyiler veya sadece kötüler bulunmaz. Kaos ortamında bile kimileri kendine güzel bir pay çıkarabiliyor. Örnek vermek gerekirse bu zamanlardan çokta uzaklaşmaya gerek yok aslında. COVID-19 virüsü insanları derinden etkileyen, 2020 yılını insanoğluna zehir eden bu virüs, doğaya ve hayvanlara olumlu bir etki bıraktı. İnsanoğlunun katletmeye başladığı doğa artık bize durma vaktinin geldiğini gösteriyor. Yabani hayvanlar kendine ait olan yerlere, şehir merkezlerine kadar geldiler. Bu olay sadece kara ile sınırlıda değil. Geçen gün gördüğüm bir videoda deniz trafiğinin azaldığı İstanbul Boğazın'da Galata Kulesi'ne kadar yunus balıklarının yaklaştığını gördüm. Bu o kadar güzel bir olay ki insan hayran olmuyor değil. Bizler ne kadar kötü olaylar yaşasakta bunların birilerine olumlu dönüşleri oluyor. Bir

Neden ölüyoruz?

İnsanlar, hayvanlar, duygular neden ölüyor? Ölüm aslında bir son değil mi? sorularını cevaplamakla başlayalım isterseniz. Vereceğim cevaplar bir kesinlik veya doğruluk içermez, tamamı ile benim düşüncelerimdir. Bizler ölüyoruz çünkü yaşanılacak fani yaşamımız bizi yormuştur. Beden ebediyen uyumak ister, gözlerini son kez kapatıp hayatı görmek istemez insan, yaptıklarını ruhu kaldırsa dahi bedeni çok yorulmuştur o insanoğlunun. Son kez bir sessizlik ister ve gider. Hayvanlar ölüyor çünkü bizler gibidirler, yoruluyorlar, değişim onları zorluyor, bizler onları bir özgürlüklerinden mahrum ediyoruz diye ölüyorlar. Son kez nefesini vererek onlarda uçup gidiyor bu fani yaşamdan.  Doğa ölüyor çünkü onu biz mahvediyoruz. Bize kucağını açan bu eşsiz güzelliği arkasından bıçaklıyoruz. Bize kendi ürünlerini sunan ağaçları, biz öldürüyoruz. Fani emellerimiz için. Bizimle birlikte yok olacak eserlerimiz için. Güzel olan her şeye düşman olmaya başladık çünkü ölüyoruz. Bizler umursamaz oluyoruz çünkü

Geçmişe Mektup

Bu yazdıklarım geçmişe armağan olsun. Bir hiçliğe uzanacak cevapsız kalacak geçmişe. Anlatmak istiyorum her şeyi, mum ışığının aydınlatmaya çalıştığı bir dağ evinin karanlık odasında bulunan o camın ardında oturarak. Aceleye hiç gerek yok nasıl olsa bir yere yetişmeye çalışmıyorum, sakinim, sadece dışarıyı izliyorum ve elim kağıda varıyor. Evet, hissediyorum gerçekten hissediyorum bir şeyler karalıyor elim, bir şeyler yazıyor kalemim ama kağıda bakmıyorum. Bakamam ne hissediyorsam o, anlamlı şeyler çıkmayacak belki, sadece yazıyorum. Ah bir şeyi unutuyordum, çayım... Çayım olmazsa olmaz, o benim kadim dostum belki de sırdaşım. Ruhumun demlenmesini ona borçluyum, bana çok örnekler sundu ve buna minnettarım. Bir tiryakiyim, bu çaya mı aşka mı bilmiyorum. Sevgili , Bu mektup sana, özlemin o kadar arttı ki bu bedende ruhum şifa eylemez oldu bana. Kendimi kapadım bu ıssız yapıya. Yabancı oldu bu diyarlar. Rüzgarın estiği yerde olmak istiyorum, sürüklenmek. Olgunlaşmış belki de ölmeye başlay