Ana içeriğe atla

Sultan Baybars


Kendisi son derece zeki ve çalışkan bir Türk Komutanıdır. Bazı kişiler Araplar için savaştığını iddia ediyor bu yazacaklarım onlara ithafen olacaktır. Sultan Baybars henüz daha 13-14 yaşlarında kendi coğrafyasından yani Kıpçak steplerinde Moğollar tarafından yakalanmış ve köle pazarına satılmıştır. İşte onun hikayesi burada başlıyor.

Memlukler tarafından alınıp yetiştirilen Baybars, hızlıca terfiler alıyor ve mükemmel bir askeri dehaya dönüşüyor. Memlukler bir köle devleti olduğundan bölgede pek bir anlam ifade etmiyor fakat Baybars tüm bunları değiştiren önemli bir isim oluyor.

Baybars’ın, Moğollara karşı iyimser bir tutum sergilemesini beklemeyin bu durumda onu coğrafyasından çocuk yaşta koparıp annesine babasına ne yapıldığı malum olmayan bir durumda, Moğolları durdurmak için bir çok sebebi var. Haçlılar ve Moğollara karşı amansız bir mücadele vererek adını Tarihin Altın Sayfalarına yazdırmayı başarıyor.

Araplar için savaşmadı, kendi benliği için, onun gibi köle diye satılan Türkler için var oldu. Döneminde Suriye ve Mısır hattında önemli bir Ulak sistemi oluşturan Baybars, bu alana Güçlü bir Türk Devleti kurmuştur.

Sonradan Baybars’ın derviş kıyafetiyle bir gece ansızın sarayını terk edip doğduğu topraklara gittiği de söylenmektedir.Eğer Baybars Hakkında daha fazla bilgi istiyor iseniz lütfen İlber Ortaylı hocamızın yazmış olduğu "Türklerin Altın Çağı" kitabını okumanız olacaktır.

Yorumlar

Bu blogdaki popüler yayınlar

Olumsuzun olumluya etkisi

İnsanoğlu var olduğundan beridir fikir ayrılmalarına düşmüştür, basit olarak iyi ve kötü kavramı oluşmuş bazı şeylerin yapılması yasaklanmıştır. Fakat her sistemin içinde sadece iyiler veya sadece kötüler bulunmaz. Kaos ortamında bile kimileri kendine güzel bir pay çıkarabiliyor. Örnek vermek gerekirse bu zamanlardan çokta uzaklaşmaya gerek yok aslında. COVID-19 virüsü insanları derinden etkileyen, 2020 yılını insanoğluna zehir eden bu virüs, doğaya ve hayvanlara olumlu bir etki bıraktı. İnsanoğlunun katletmeye başladığı doğa artık bize durma vaktinin geldiğini gösteriyor. Yabani hayvanlar kendine ait olan yerlere, şehir merkezlerine kadar geldiler. Bu olay sadece kara ile sınırlıda değil. Geçen gün gördüğüm bir videoda deniz trafiğinin azaldığı İstanbul Boğazın'da Galata Kulesi'ne kadar yunus balıklarının yaklaştığını gördüm. Bu o kadar güzel bir olay ki insan hayran olmuyor değil. Bizler ne kadar kötü olaylar yaşasakta bunların birilerine olumlu dönüşleri oluyor. Bir

Neden ölüyoruz?

İnsanlar, hayvanlar, duygular neden ölüyor? Ölüm aslında bir son değil mi? sorularını cevaplamakla başlayalım isterseniz. Vereceğim cevaplar bir kesinlik veya doğruluk içermez, tamamı ile benim düşüncelerimdir. Bizler ölüyoruz çünkü yaşanılacak fani yaşamımız bizi yormuştur. Beden ebediyen uyumak ister, gözlerini son kez kapatıp hayatı görmek istemez insan, yaptıklarını ruhu kaldırsa dahi bedeni çok yorulmuştur o insanoğlunun. Son kez bir sessizlik ister ve gider. Hayvanlar ölüyor çünkü bizler gibidirler, yoruluyorlar, değişim onları zorluyor, bizler onları bir özgürlüklerinden mahrum ediyoruz diye ölüyorlar. Son kez nefesini vererek onlarda uçup gidiyor bu fani yaşamdan.  Doğa ölüyor çünkü onu biz mahvediyoruz. Bize kucağını açan bu eşsiz güzelliği arkasından bıçaklıyoruz. Bize kendi ürünlerini sunan ağaçları, biz öldürüyoruz. Fani emellerimiz için. Bizimle birlikte yok olacak eserlerimiz için. Güzel olan her şeye düşman olmaya başladık çünkü ölüyoruz. Bizler umursamaz oluyoruz çünkü

Geçmişe Mektup

Bu yazdıklarım geçmişe armağan olsun. Bir hiçliğe uzanacak cevapsız kalacak geçmişe. Anlatmak istiyorum her şeyi, mum ışığının aydınlatmaya çalıştığı bir dağ evinin karanlık odasında bulunan o camın ardında oturarak. Aceleye hiç gerek yok nasıl olsa bir yere yetişmeye çalışmıyorum, sakinim, sadece dışarıyı izliyorum ve elim kağıda varıyor. Evet, hissediyorum gerçekten hissediyorum bir şeyler karalıyor elim, bir şeyler yazıyor kalemim ama kağıda bakmıyorum. Bakamam ne hissediyorsam o, anlamlı şeyler çıkmayacak belki, sadece yazıyorum. Ah bir şeyi unutuyordum, çayım... Çayım olmazsa olmaz, o benim kadim dostum belki de sırdaşım. Ruhumun demlenmesini ona borçluyum, bana çok örnekler sundu ve buna minnettarım. Bir tiryakiyim, bu çaya mı aşka mı bilmiyorum. Sevgili , Bu mektup sana, özlemin o kadar arttı ki bu bedende ruhum şifa eylemez oldu bana. Kendimi kapadım bu ıssız yapıya. Yabancı oldu bu diyarlar. Rüzgarın estiği yerde olmak istiyorum, sürüklenmek. Olgunlaşmış belki de ölmeye başlay